YAPAYA KAPILIP GERÇEĞİ UNUTMAK
Yapay zekânın bulunması sonrasında büyük bir ivme ile gelişen teknoloji sebebiyle insanlar, kendilerine daha az ihtiyaç duyulacak bir döneme girildiği kaygısı ve işsiz kalacakları korkusu taşımaya başladılar. Bu türden durumlara geçmişte de rastlanılmıştı.
James Watt’ın daha birkaç yüzyıl önce icat ettiği buhar makinesinin bir yelkenli gemiye akuple edilmesi sonrası ilk buharlı gemiyi limanlarında gören Hollandalı yelkenciler, yakın gelecekte gemilerde yelkenci tayfaya ihtiyaç kalmayacağını fark ederek geminin buhar kazanını ayaklarındaki sabolarla (ahşap tabanlı ayakkabı) tahrip edip tepkilerini göstermişlerdi. Bu olay sebebiyle tarihte bu tip olaylar “sabotaj” olarak adlandırıldı.
Geleceğin işgücünün; yapay zekâlı bilgisayarlar, makineler ve robotlardan oluşacağını hepimiz biliyoruz. Buna teoride basitçe “emek verimliliğe” geçiş de denilebilir. Durum böyle olunca; insanın iş hayatındaki rolü tartışmaya açıldı, mesleklerin geleceği ve daha da önemlisi gelecekte insanların iş sahibi olup olmayacağı konusundaki kaygılar alevlendi.
En kuvvetli muhtemel sonuç; önümüzdeki on yıllar içerisinde işsizliğin artması ve en büyük iş kayıplarının da becerilerin önemli olmadığı mesleklerde yaşanması. Diğer yandan, işgücü eksen değiştirdikçe bazı meslekler işlevini yitirip ortadan kalkarken, yeni meslek kolları ve istihdam alanlarının açılacağı düşünülmekte. İleri tarihlerde teknoloji giderek daha fazla işin yerini aldıkça, işsizliğin vahim boyutlara ulaşabileceği ve insanların para kazanamadıkları için devletten gelen ödemelerle geçinmek durumunda kalabilecekleri de öngörülen ihtimaller arasında.
Yapay zekâ yeni bir teknoloji olmasına rağmen daha şimdiden; sağlıktan eğitime, sanayiden hizmete kadar birçok sektöre nüfuz etmeyi başardı. Özellikle yargı ve hukuk alanındaki işlerin hafifletilmesi amaç edilse de, belki çok daha ileride yargı süjelerinin yerini alabilecek yeteneğe erişebilecek olan yapay zekâ yazılımlarının, hâlihazırda hukuki danışmanlık hizmeti verirken danışanlarını adeta ipe götürecek hatalar yaptığı görülüyor. Yapay zekâ sistemleri hukuki karar oluştururken vicdani kanaat kullanamadığından bunların titizlikle denetlenmesi gerekiyor.
Yapay zekâ sistemleri, çok çeşitli alanlarda o kadar hızlı yayılmış ki, bu konuda transandantal bakış açısı sergilemek neredeyse imkânsız gibi. Öyle ki, bilim insanları bu teknolojinin insan biyolojisinde dahi kullanılabileceği fikrini ortaya atmış durumda. “Transhuman” olarak adlandırılan bu yeni insan, temelde büyük farklılıklar olmakla birlikte Friedrich Nietzsche’nin “Übermensch” (üstün insan) kavramına çağrışım yapmakta. Her iki kavram da insanın gelişimini amaçlamakla birlikte; übermensch bu gelişimin ancak insanın kendi çabasıyla ahlaki, felsefi ve içsel alanlarda dönüşerek yapılabileceğini vurgularken, transhuman bu gelişimin teknoloji aracılığıyla bedende, insanın fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin dönüştürülmesiyle olabileceğine odaklanmakta.
Bu süreçte insan yapay zekâ ile git gide robota yaklaştırılırken, robotların da suni deri ile kaplanıp kıyafet giydirilerek insanlara benzetilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Robot Sophia’nın “İnsanlığı yok edeceğim!” söylemi ve yapay zekâ alanında çalışan şirketlerin “Yapay zekâ, yavaş ve güvenli bir şekilde ilerletilmeli.” yönündeki açıklamaları birçoğumuzun aklına Arnold Schwarzenegger’in oynadığı “Terminatör” adlı James Cameron filmlerini getirmiş olabilir. Fakat burada insanlığın, bir yapay zekâ ağı olan Skynet tarafından tehdit edilmesi veya makinelere karşı yürütülen aksiyon ve kovalamaca dolu mücadeleye değil, çok daha derin bir hikâyeye değinmek istiyorum: Ahşap bir kuklanın gerçek bir çocuğa dönüşme isteğinden.
“Geppetto” (God/Tanrı) adında bir marangoz, odun parçasından bir kukla yapar ve ona “Pinokyo” (Person/İnsan) adını verir. (Bunu çağdaş dönemde bilim insanlarının transhuman yapmasına benzetebiliriz.) Pinokyo, sihirli bir şekilde canlanır ve insan gibi hareket etmeye başlar. (Transhuman, zaten bu yeteneğe sahiptir.) Pinokyo’nun burnu her yalan söylediğinde uzar. (Kim bilir, belki zihinsel yeteneklerin dönüştürülmesi sırasında transhumenda da sürpriz bir şekilde yalan/doğru sensörü açığa çıkar.)
Pinokyo, gerçek bir çocuk olmak için yolculuğa çıkar ve bu yolculukta başına birçok kötü olay gelir. Bir gün, Geppetto’yu kurtarmak için dev bir balinanın içine girerek fedakârlık gösterdiğinde; sahip olduğu bilgileri özümsemiş, hissetmiş ve içselleştirmiş olduğunu kanıtlayarak gerçek bir çocuğa dönüşür. Yani Pinokyo’nun gelişimi tıpkı übermensch kavramında olduğu gibi,kendi çabasıyla ve içsel bir dönüşüm yaşadığında gerçekleşir. Mesele göre; insan olmanın önemi, duygularda ve içsel özelliklerde gizlidir.
Yapay zekânın neler yapabileceğini, yaşam ve çalışma şeklimizi nasıl derinden dönüştürdüğünü hepimiz zamanla göreceğiz. Ve insanlar bir gün seçim yapmak durumunda kaldıklarında; yapay zekâ sistemleri ile çaba göstermeden bilgiye erişilen transhumana dönüşmeyi mi, yoksa klasik yöntemle çalışarak bilgiyi özümseyen übermensch olmayı mı tercih edecekler? Transhuman olup uzun yaşamayı mı, übermensch olup anlamlı bir hayatı mı? Hepsinden önemlisi tüm bunların sonunda gelecekte açlıktan ölen insanlar veya eziyet gören hayvanlar hala var olacak mı?
Yapaya kapılıp gerçeğin (özün, vicdan ve duyguların) unutulmadığı bir gelecek dilerim.
