İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ I) GİRİŞ: Hukuk sistemleri; doğası gereği toplumdaki sosyolojik, politik, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri takip etmeli, bunlardan etkilenmeli ve yeni oluşagelen ihtiyaçlara hakkaniyet sınırları içinde cevap vermelidirler. İş yaşamında da zaman içinde pek çok olaylar vuku bulmuş, özellikle ölümlü iş kazaları sonrasında ortaya çıkan acı tablolar, geride bırakılan aile fertlerinin mağduriyetleri, insani ve ahlaki olumsuz etkiler sonucunda iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması gerektiği yönündeki yasal ihtiyaç ortaya konulmuştur. Özellikle maden, inşaat, makine ve metal-çelik gibi iş kolları ülke ekonomisinin gelişimine büyük katkı sağlasa da, çalışma koşulları bakımından oldukça zor şartlar barındırdıklarından bu sektörlerde yaşanan iş kazalarının sayısının yüksek olduğu görülmektedir. İş sağlığı ve güvenliği kavramını gündeme getiren Dünya’da birçok büyük iş kazası mevcuttur. Bunlardan biri de Dünya Kadınlar Günü’nün anılmasına sebep olan iş kazasıdır. Bu kaza, A.B.D.’nin New York şehrinde mukim büyük bir tekstil fabrikasında meydana gelmiştir. Bu fabrikada çalışma koşulları oldukça ağır ve kötüdür. Öyle ki, çalışanların mesai saatleri içerisinde mola vermemesi için tüm çıkış kapıları çalışma zamanlarında kilitli tutulmaktadır. Yine böyle bir zamanda fabrikada çıkan yangında, çalışanlar kapılar kilitli olduğundan dışarı kaçamamış ve 129’u kadın toplam 146 kişinin yaşamını yitirdiğinden bahsedilmiştir. Ülkemizde ölümlü iş kazalarının yaklaşık %35’i inşaat sektöründe ve özellikle bina dışı yapıların inşaatında meydana gelmektedir. Ölümlü iş kazalarının en büyükleri ise genellikle madenlerde yaşanmıştır. Bu konudaki yakın tarihli ve çarpıcı örneklerden biri 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasıdır ve bu faciada 301 madenci yaşamını yitirmiştir. Her iki olay da iş kazasının üzücü örneklerinden olup, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması gereğini açıkça gözler önüne sermiştir. Ülkemizde; iş kazası veya meslek hastalıkları “vuku bulduktan sonra” kimin, ne şekilde ve kime karşı sorumlu olacağı yönünde mevzuat eksikliği bulunmamakta ve başta Borçlar Kanunu olmak üzere 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bu konudaki yasal ihtiyaçlar giderilmiş durumdadır. Ancak zaman içinde asıl çözümün iş kazası veya meslek hastalığının “vuku bulmadan önce” önlenmesi olduğu anlaşılmış ve 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve buna dayalı yönetmelikler yürürlüğe girmiştir. Zira, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 1. maddesinde: “Bu Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir.” denilerek kanunun “önleme kültürü” amacı üzerine kurulmuş olduğu açıkça anlatılmaktadır. Önleme amacının toplumda yerleşerek kültür halini alması da ancak zamanla ve gerekli eğitimler sonrasında oluşturulacak üstün bilinçle meydana gelebilecektir. I-A) İş Sağlığı ve Güvenliği Kavramı: İş sağlığı ve güvenliği kavramı ile çalışanların, iş sözleşmesinde düzenlenen işi yerine getirir iken çalışma koşulları ile kullanılan araç ve gereçlerden doğabilecek tehlikeler karşısında beden ve ruh sağlıklarının korunması ve çalışma ortamındaki güvenliklerinin işverenler tarafından sağlanması ifade edilmektedir. I-B) Ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği Konusunun Tarihçesi: Osmanlı Devleti’nde esnaf faaliyetlerinin teşkilatlandırılması ve üretimin düzenlenmesinde önemli rol oynayan Ahi Birlikleri’nin -19.yy’a kadar varlıklarını gedik ve lonca isimleri ile sürdürmüşlerdir.- üyelerinin faaliyetlerini sürdürebilmeleri ve sosyal dayanışmayı sağlayabilmek için gerek kredi kuruluşu gerekse üyelerin sağlık giderlerinin karşılanması amacıyla kurdukları muavenet(yardım) sandıkları ve orta sandıkları, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki ilk faaliyettir. 1869 tarihli Maadin Nizamnamesi ile günümüz hukuki düzenlemelerinin temeli atılmış; sonrasında 1976 tarihli ilk Medeni Kanun olan Mecelle’nin 600. Maddesinde; çalışan, işverenin bir emaneti olarak görülmüş ve bu emanetin korunması kapsamında işverenin kusuru ile çalışan yaralanır yahut ölür ise, işverene zararı tazmin etme yükümlülüğü getirilmiştir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte ülkemizde batı hukuk normları benimsenmiş, 1926 tarihli mülga Borçlar Kanunu’nda; hizmet akdi ile iş sağlığı ve güvenliği konuları düzenlenmiş, tazminat yaptırımı getirilmiştir.Bunun yanı sıra, günümüzde değiştirilmiş olan 1930 tarihli Belediye Kanunu ve bugün hala yürürlükte bulunan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile dönemin şartlarına göre önemli düzenlemelere yer verilmiştir. Günümüzde ise, 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 417, 418 ve 419. maddeleri, 4857 Sayılı İş Kanunu ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği konusunu, evvelki kanunlara nazaran ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeler 2012 tarih ve 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile çağdaş anlayışa uygun hale getirilmiş olup, Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı, 49. maddesi ile güvence altına alınan çalışma hakkı ve 60. maddesi ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ile doğrudan irtibat halindedir. I-C) İş Sağlığı ve Güvenliği Konusundaki Uluslararası Düzenlemeler: İş sağlığı ve güvenliği konusunun uluslararası düzeyde temel prensip olarak benimsenmesi çalışma hayatında sosyal adaletin tesisi için gerekli olduğu kadar dünya barışının sağlanmasına da hizmet etmektedir. Ülkemiz, 1932 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO), 1949 tarihinde Avrupa Konseyi’ne ve 1948 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) üye olmuş; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çok taraflı sözleşmelerin birçoğunu kabul etmiş ve Anayasa’nın 90. maddesi kapsamında ulusal mevzuatına aktarmıştır. Bunun yanında Türklerin çalışan olarak bulunduğu ülkelerle imzalanan ikili anlaşmalar da mevcuttur. Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün -temel çalışma haklarına ilişkin sekiz sözleşmesinin de bulunduğu- 56 uluslararası sözleşmesini onaylayarak iç hukukuna katmıştır. Bunlardan bazıları: 23.06.1937 yürürlük tarihli 45 No.lu Her Nevi Maden Ocaklarında Yeraltı İşlerinde Kadınların Çalıştırılmaması Hakkında Sözleşme, 16.02.1946 yürürlük tarihli 14 No.lu Sınai Müesseslerde Hafta Tatili Yapılması Hakkında Sözleşme, 16.02.1946 yürürlük tarihli 42 No.lu Mesleki Hastalıkların Tazmini Hakkında Sözleşme, 23.03.1968 yürürlük tarihli 115 No.lu İşçilerin İyonizan Radyasyonlara Karşı Korunması Hakkında Sözleşme, 27.06.2001 yürürlük tarihli 182 No.lu Kötü Şartlardaki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması Ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi, 17.12.2003 yürürlük tarihli 55 No.lu Gemi Adamlarının Hastalanması, Yaralanması Ya Da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme, 15.12.2003 yürürlük tarihli 152 No.lu Liman İşlerinde Sağlık Ve Güvenliğe İlişkin Sözleşme’dir. Yine uluslararası anlamda Türkiye’nin 1949 tarihinde taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 23. maddesinde her şahsın adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı bulunduğu; Türkiye’nin 1989 tarihinde taraf olduğu, ikinci kuşak haklar olarak kabul edilen sosyal ve ekonomik hakları (çalışma hakkı, örgütlenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı, adil ücret hakkı vb. haklar) düzenleyen Avrupa Sosyal Şartı’nın I. Bölüm 3. maddesinde tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğu hususları koruma altına alınmıştır. I-D) 6331 Sayılı Kanun Kapsamında İş Sağlığı ve Güvenliği: 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun temel amacı iş kazası ve meslek hastalığı gibi nedenlerle çalışanların beden ve ruh sağlıklarının zarar görmesinin engellenmesidir. Kanun; iş sözleşmesi tarafıyla özel hukuk niteliğine, sosyal devlet










