Jülide Oktay

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

I) GİRİŞ:

Hukuk sistemleri; doğası gereği toplumdaki sosyolojik, politik, ekonomik ve teknolojik gelişmeleri takip etmeli, bunlardan etkilenmeli ve yeni oluşagelen ihtiyaçlara hakkaniyet sınırları içinde cevap vermelidirler. İş yaşamında da zaman içinde pek çok olaylar vuku bulmuş, özellikle ölümlü iş kazaları sonrasında ortaya çıkan acı tablolar, geride bırakılan aile fertlerinin mağduriyetleri, insani ve ahlaki olumsuz etkiler sonucunda iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması gerektiği yönündeki yasal ihtiyaç ortaya konulmuştur. Özellikle maden, inşaat, makine ve metal-çelik gibi iş kolları ülke ekonomisinin gelişimine büyük katkı sağlasa da, çalışma koşulları bakımından oldukça zor şartlar barındırdıklarından bu sektörlerde yaşanan iş kazalarının sayısının yüksek olduğu görülmektedir. İş sağlığı ve güvenliği kavramını gündeme getiren Dünya’da birçok büyük iş kazası mevcuttur. Bunlardan biri de Dünya Kadınlar Günü’nün anılmasına sebep olan iş kazasıdır. Bu kaza, A.B.D.’nin New York şehrinde mukim büyük bir tekstil fabrikasında meydana gelmiştir. Bu fabrikada çalışma koşulları oldukça ağır ve kötüdür. Öyle ki, çalışanların mesai saatleri içerisinde mola vermemesi için tüm çıkış kapıları çalışma zamanlarında kilitli tutulmaktadır. Yine böyle bir zamanda fabrikada çıkan yangında, çalışanlar kapılar kilitli olduğundan dışarı kaçamamış ve 129’u kadın toplam 146 kişinin yaşamını yitirdiğinden bahsedilmiştir. Ülkemizde ölümlü iş kazalarının yaklaşık %35’i inşaat sektöründe ve özellikle bina dışı yapıların inşaatında meydana gelmektedir. Ölümlü iş kazalarının en büyükleri ise genellikle madenlerde yaşanmıştır. Bu konudaki yakın tarihli ve çarpıcı örneklerden biri 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasıdır ve bu faciada 301 madenci yaşamını yitirmiştir. Her iki olay da iş kazasının üzücü örneklerinden olup, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması gereğini açıkça gözler önüne sermiştir.

Ülkemizde; iş kazası veya meslek hastalıkları “vuku bulduktan sonra” kimin, ne şekilde ve kime karşı sorumlu olacağı yönünde mevzuat eksikliği bulunmamakta ve başta Borçlar Kanunu olmak üzere 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bu konudaki yasal ihtiyaçlar giderilmiş durumdadır. Ancak zaman içinde asıl çözümün iş kazası veya meslek hastalığının “vuku bulmadan önce” önlenmesi olduğu anlaşılmış ve 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve buna dayalı yönetmelikler yürürlüğe girmiştir. Zira, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 1. maddesinde: “Bu Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir.” denilerek kanunun “önleme kültürü” amacı üzerine kurulmuş olduğu açıkça anlatılmaktadır. Önleme amacının toplumda yerleşerek kültür halini alması da ancak zamanla ve gerekli eğitimler sonrasında oluşturulacak üstün bilinçle meydana gelebilecektir.

I-A) İş Sağlığı ve Güvenliği Kavramı:

İş sağlığı ve güvenliği kavramı ile çalışanların, iş sözleşmesinde düzenlenen işi yerine getirir iken çalışma koşulları ile kullanılan araç ve gereçlerden doğabilecek tehlikeler karşısında beden ve ruh sağlıklarının korunması ve çalışma ortamındaki güvenliklerinin işverenler tarafından sağlanması ifade edilmektedir.

I-B) Ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği Konusunun Tarihçesi:

Osmanlı Devleti’nde esnaf faaliyetlerinin teşkilatlandırılması ve üretimin düzenlenmesinde önemli rol oynayan Ahi Birlikleri’nin -19.yy’a kadar varlıklarını gedik ve lonca isimleri ile sürdürmüşlerdir.- üyelerinin faaliyetlerini sürdürebilmeleri ve sosyal dayanışmayı sağlayabilmek için gerek kredi kuruluşu gerekse üyelerin sağlık giderlerinin karşılanması amacıyla kurdukları muavenet(yardım) sandıkları ve orta sandıkları, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki ilk faaliyettir. 1869 tarihli Maadin Nizamnamesi ile günümüz hukuki düzenlemelerinin temeli atılmış; sonrasında 1976 tarihli ilk Medeni Kanun olan Mecelle’nin 600. Maddesinde; çalışan, işverenin bir emaneti olarak görülmüş ve bu emanetin korunması kapsamında işverenin kusuru ile çalışan yaralanır yahut ölür ise, işverene zararı tazmin etme yükümlülüğü getirilmiştir.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte ülkemizde batı hukuk normları benimsenmiş, 1926 tarihli mülga Borçlar Kanunu’nda; hizmet akdi ile iş sağlığı ve güvenliği konuları düzenlenmiş, tazminat yaptırımı getirilmiştir.Bunun yanı sıra, günümüzde değiştirilmiş olan 1930 tarihli Belediye Kanunu ve bugün hala yürürlükte bulunan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile dönemin şartlarına göre önemli düzenlemelere yer verilmiştir.

Günümüzde ise, 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 417, 418 ve 419. maddeleri,  4857 Sayılı İş Kanunu ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği konusunu, evvelki kanunlara nazaran ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeler 2012 tarih ve 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile çağdaş anlayışa uygun hale getirilmiş olup, Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı, 49. maddesi ile güvence altına alınan çalışma hakkı ve 60. maddesi ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ile doğrudan irtibat halindedir.

I-C) İş Sağlığı ve Güvenliği Konusundaki Uluslararası Düzenlemeler:

İş sağlığı ve güvenliği konusunun uluslararası düzeyde temel prensip olarak benimsenmesi çalışma hayatında sosyal adaletin tesisi için gerekli olduğu kadar dünya barışının sağlanmasına da hizmet etmektedir.

Ülkemiz, 1932 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO), 1949 tarihinde Avrupa Konseyi’ne ve 1948 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) üye olmuş; iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çok taraflı sözleşmelerin birçoğunu kabul etmiş ve Anayasa’nın 90. maddesi kapsamında ulusal mevzuatına aktarmıştır. Bunun yanında Türklerin çalışan olarak bulunduğu ülkelerle imzalanan ikili anlaşmalar da mevcuttur.

Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün -temel çalışma haklarına ilişkin sekiz sözleşmesinin de bulunduğu- 56 uluslararası sözleşmesini onaylayarak iç hukukuna katmıştır. Bunlardan bazıları: 23.06.1937 yürürlük tarihli 45 No.lu Her Nevi Maden Ocaklarında Yeraltı İşlerinde Kadınların Çalıştırılmaması Hakkında Sözleşme, 16.02.1946 yürürlük tarihli 14 No.lu Sınai Müesseslerde Hafta Tatili Yapılması Hakkında Sözleşme, 16.02.1946 yürürlük tarihli 42 No.lu Mesleki Hastalıkların Tazmini Hakkında Sözleşme, 23.03.1968 yürürlük tarihli 115 No.lu İşçilerin İyonizan Radyasyonlara Karşı Korunması Hakkında Sözleşme, 27.06.2001 yürürlük tarihli 182 No.lu Kötü Şartlardaki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması Ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Önlemler Sözleşmesi, 17.12.2003 yürürlük tarihli 55 No.lu Gemi Adamlarının Hastalanması, Yaralanması Ya Da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme, 15.12.2003 yürürlük tarihli 152 No.lu Liman İşlerinde Sağlık Ve Güvenliğe İlişkin Sözleşme’dir.

Yine uluslararası anlamda Türkiye’nin 1949 tarihinde taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 23. maddesinde her şahsın adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı bulunduğu; Türkiye’nin 1989 tarihinde taraf olduğu, ikinci kuşak haklar olarak kabul edilen sosyal ve ekonomik hakları (çalışma hakkı, örgütlenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı, adil ücret hakkı vb. haklar) düzenleyen Avrupa Sosyal Şartı’nın I. Bölüm 3. maddesinde tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğu hususları koruma altına alınmıştır.

I-D) 6331 Sayılı Kanun Kapsamında İş Sağlığı ve Güvenliği:

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun temel amacı iş kazası ve meslek hastalığı gibi nedenlerle çalışanların beden ve ruh sağlıklarının zarar görmesinin engellenmesidir. Kanun; iş sözleşmesi tarafıyla özel hukuk niteliğine, sosyal devlet ilkesi gereği devletin yasal düzenleyici ve denetleyici rol oynaması tarafıyla da kamu hukuku niteliğine haizdir.

6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hem işverene hem de çalışana iş sağlığı ve güvenliği konusunda iç içe geçmiş görev ve yükümlülükler yüklemektedir.

I-D.1) İşverenin İş Sağlığı Ve Güvenliğine İlişkin Yükümlülükleri:

İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu çerçevede işverenler:

  1. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili organizasyonun yapılması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
  2. Risk değerlendirmesi yaparak yahut yaptırarak; işyerinin iş sağlığı ve güvenliği alanında hangi türden riskler barındırdığı, hangi tehlike sınıfı içinde bulunduğu, tehlikenin derecesi ve hangi çalışanların etkilenebileceği hususlarını tespit eder. Edindiği bilgiler ışığında öncelikle riskleri ortadan kaldırır, bu mümkün olmadığı takdirde sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önler yahut aza indirilir.
  3. Çalışma ortamı, kullanılan maddeler, iş ekipmanları ve çevre şartlarını dikkate alarak acil durum planları yapar; ilk yardım, kurtarma, tahliye yerlerinin belirlenmesi ve yangınla mücadele konusunda gerekli araç ve gereçleri sağlayarak eğitim ve tatbikatları yaptırır; işyeri dışındaki kuruluşlarla irtibatı sağlayacak düzenlemeleri yapar.
  4. Parlayıcı ve patlayıcı maddelerin üretildiği, depolandığı, yüksek oranda oksitlenmenin ve toksin maddelerinin bulunduğu, alevlenme gibi kimyasal işlemlerin oluştuğu işyerleri gibi sadece büyük endüstriyel kaza meydana gelebilecek işletmelerde, büyük kazaların önlenmesi politikası belgesi ve güvenlik raporu hazırlar.
  5. Çalışanları işe başlamadan önce muayene ettirir, işe başladıktan sonra periyodik olarak sağlık kontrollerini yaptırır ve ilgili belgeleri saklar.
  6. Çalışanlara eğitim vererek; yasal hak ve yükümlülüklerini anlatır, meslek hastalıkları bakımından risk altında bulunanları uymaları gereken tedbirler hakkında bilgilendirir. İş sağlığı ve güvenliği konularında çalışanların görüş ve önerilerini alarak bu konuda katılımlarını sağlar.
  7. İş güvenliği önlemlerinin sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının engellenmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi hizmetlerini yürütmek üzere işyerinde mühendis ve teknik eleman bulundurur.
  8. İşyerinde yürütülen iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine ilişkin kayıtları ve onaylı defteri tutar.
  9. İşyeri sağlık ve güvenlik birimi kurar. Çalışanların sağlığını etkileyen risklere yönelik öneri, araştırma, planlama ve denetleme görevini yerine getirecek işyeri hekimi hizmeti ile diğer sağlık personeli hizmetini alır.
  10. İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
  11. İşyerinde çalışan genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren gibi özel politika gerektiren grupları tespit eder, görev verir iken çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.
  12. Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

I-D.2) Çalışanların İş Sağlığı Ve Güvenliğine İlişkin Yükümlülükleri:

Bir işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin gerçek anlamda sağlanabilmesi, işverence alınan önlemlere ve tedbirlere çalışanların uyması ve buna ilişkin eğitimden geçmesine bağlıdır. Bir başka deyişle, işveren iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin gerekli tüm tedbirleri almış, mevzuatta belirtilen tüm uzmanları istihdam etmiş ve denetimi sıkı bir şekilde yapmış olsa da çalışanlar iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uymadığı takdirde iş kazası ve meslek hastalığının ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür. Bu yükümlülükler sosyal ve ekonomik anlamda zayıf konumda olan çalışanı, hem işverene karşı hem de kendine karşı korumaktadır. Bu çerçevede çalışanlar:

  1. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uymada gerekli dikkat ve özeni gösterir.
  2. İşyeri hekimi, işyeri uzmanı veya işveren tarafından verilen iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili mevzuata uygun talimatlara uyar,
  3. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yerine getirmek üzere işveren tarafından görevlendirilen kişi veya Ortak Sağlık Ve Güvenlik Birimi’nin yapacağı çalışmalarda kendi görev alanı ile ilgili ve teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve ilgili mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapar,
  4. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çalışmalara, sağlık muayenelerine, bilgilendirme ve eğitim programlarına katılır,
  5. İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını, verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda ve amacına uygun biçimde kullanır. Bunların güvenlik donanımları ile kişisel koruyucu donanımlarını doğru şekilde kullanır, keyfi olarak çıkarmaz ve değiştirmez.
  6. İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden bir tehlike ile karşılaştığında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüğünde, durumu işverene veya çalışan temsilcisine derhal bildirir.
  7. İşyerine sarhoş veya uyuşturucu madde almış olarak gelmez, işyerinde alkollü içki veya uyuşturucu madde kullanmaz.

I-D.3) İş Sağlığı ve Güvenliği Kapsamında İşverenin Cezai Sorumluluğu:

            6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu madde 3/1-g’ye göre iş kazası, işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı ifade etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği kurallarının ihlali halinde sorumluluk “hukuki”, “cezai” ve “idari” olmak üzere üç şekilde zuhur etmektedir. Sözleşme ve tazminat yönünden sorumlulukta borçlar hukuku, ölüm veya yaralanma var ise ceza hukuku uygulamaları öne çıkmaktadır. Diğer yandan, bu kuralların ihlaline bağlanmış idari para cezaları da yasal dayanağını kabahatler kanunundan almaktadır. İşveren-çalışan ilişkilerinde mevcut ekonomik dengesizliğin işveren lehine olması, sonucu parasal olan “hukuki” ve “idari” yaptırımların uygulamadaki etkisini azaltmaktadır. O kadar ki, işverenler bazı zamanlarda ödeme ihtimali olan parasal sonuçlu yaptırımı önceden satın alarak iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini bile bile ihlal edebilmektedir. Çalışma hayatındaki bu gerçekler karşısında adaletin sağlanmasında daha etkin sonuçlar ortaya koyabilmek için işverenler için hürriyeti bağlayıcı “cezai” yaptırımlar düzenlenerek yasanın yıldırıcılık etkisi arttırılmıştır.

Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için failin; tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu hareket etmiş olması gerekmektedir. İş kazalarında ceza sorumluluğundan bahsedebilmek için kusurun varlığı şarttır. Zira kusur varsa ceza da vardır, kusur yoksa ceza da yoktur. Uygulamada, işyerindeki birçok kişinin; hareket, yetki ve yükümlülükleri dolayısıyla iş kazasının vuku bulmasında pay sahibi olduğu görülmekte ve kusur tespiti zor hale gelmektedir.

Ceza Kanunu’nda yer alan birçok suç tipi, iş hayatında vuku bulabilecek ve işverenin cezai sorumluluğunu doğurabilecek niteliktedir. Bu bağlamda; insan ticareti, kasten veya taksirle ölüme sebebiyet verme, kasten veya taksirle yaralama, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali; dil, ırk, renk, mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce vb. konularda ayrımcılık, iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerine ilişkin kayıtlarda ve onaylı defterde (özel evrakta) sahtecilik, işin durdurulması kararına uymama sonucu mühür bozma, suçu bildirmeme ve mala zarar verme gibi suçlar zikredilebilir.

Ceza hukukunda suç ve cezanın şahsiliği ilkesi gereği, kimse başkasının fiilinden sorumlu tutulamaz. Başka bir ifade ile iş kazasına, meslek hastalığına ya da ceza kanununda düzenlenmiş bir suçun oluşumuna kim sebebiyet vermiş ise o kişinin cezalandırılması söz konusu olacaktır. Örneğin; işveren, çalışan sağlığı ve güvenliği açısından mevzuatta öngörülen tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş fakat işyeri hekiminin somut bir olayda gerektiği gibi hareket etmemesinden bir ölüm veya yaralanma meydana gelmiş ise bu neticede sadece işyeri hekiminin sorumluluğundan bahsedilebilecektir. Cezaların şahsiliği prensibi gereği suçlar sadece gerçek kişiler tarafından işlenebilmektedir. Tazminat yönünden hukuki sorumlulukları saklı kalmak kaydı ile tüzel kişinin suç işlemesi ve suçun faili olması mümkün değildir. Bu husus, Türk Ceza Kanunu’nun 20/2. maddesinde tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanmayacağı ifadesi ile hüküm altına alınmıştır.

II) SONUÇ:

İş kazası ve meslek hastalığı meydana geldiğinde çok yönlü olumsuz etkiyi de yanında getirmektedir. Bu bağlamda çalışanda işgücü ailesinde de gelir kaybı oluşabilecek, işyerinde istihdam boşluğu doğacak ve üretim azalacak, tazminat ödemeleri işverenin maliyetini arttıracak, diğer çalışanlarda olumsuz psikolojik etkiler görülüp bu etki performans ve verimliliğin düşmesine neden olabilecektir. Devlet açısından da teftişe yönelik masraflar, sigorta kuruluşlarınca yapılan sağlık yardımları, iş göremezlik giderleri ve aylıkları bütçede gider kalemlerinin artmasına ve bütçe açığı oluştuğu takdirde toplumun sırtına vergi yükü olarak yansımasına sebebiyet verecektir. Bu olumsuz etkilerin bertaraf edilebilmesi için iş sağlığı ve güvenliği konusuna yeterli önemin gösterilmesi gerekmektedir. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda genel kanunlarda yoğun bir mevzuata sahip olunduğundan, bu yöndeki özel düzenlemenin diğer ülkelere nazaran 2012 gibi geç bir tarihe bırakıldığı görülmektedir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kabulünden önceki verilerde ülkemizde yaşanan ölümlü iş kazalarının Avrupa ülkelerine göre yaklaşık altı kat fazla olduğu görülmektedir. Yasanın kabulü dahi bu oranlarda etkili bir düşüş meydana getirememiştir. Bu kapsamda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdikten sonra üç kez değişikliğe uğramış ve güncel ihtiyaçlara uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Ne yazık ki bu değişiklikler de mevcut olumsuz tabloyu düzeltememiştir. Yasal gelişime rağmen iş kazalarındaki ölüm oranlarının bu denli yüksek seyretmesi esasen işletmelerde önleme amacının kültür haline gelmemesi ve iş güvenliğine gereken hassasiyetin gösterilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bu sorun zorunlu eğitimler ile çözülmeye çalışılmakta ise de, uygulamada “önleme kültürü” bilinci tam olarak yerleştirilemediği takdirde iş kazaları yaşanmaya devam edecek, iş kazaları yaşanmaya devam ettikçe de olumsuz etkileri bertaraf etmek güçleşecektir.

04.01.2019

Av. Jülide Oktay

Decision Are A Professional Attorney & Lawyers Services Provider Institutions. Suitable For Law Firm, Injury Law, Traffic Ticket Attorney, Legacy And More.

Contact Info

+(002) 0121-2843-661
+(002) 0106-8710-594
AR-Coder@arcoder.com
Support@arcoder.com
Menouf City , El-Menoufia, Egypt.
Shibin El-Kom , El-Menoufia, Egypt.

Follow Us