
RİND - Doğum ve Ölüm Arasında

RİND - Seyyah-ı Âlem

RİND- III
YENİ BİR YAZAR: JÜLİDE OKTAY, YENİ BİR KİTAP: RİND I ve RİND II
Yaklaşık beş gündür yeni bir yazarın, fantezi ve gerçeklik dünyasını harmanlayarak kendine özgü bir dille anlattığı serüvenine tanık oluyorum. Jülide Oktay’ın bu ilginç serüvenini okurken kabuktan ötesini görmeye, özünü anlamaya çalışıyorum. Kendinin deyişiyle “rind” bir tutumla, özü keşfetmeye çabalıyorum.
Jülide Oktay meslek olarak avukatlığı tercih etmiş, Burdur-Bucak’lı bir yazar. Oktay’ın hikâyeler dizisinden oluşan romanı (ben roman demeyi tercih ediyorum) şimdilik iki ciltten oluşmuş. Birinci cilt “Rind- Seyyah-ı Âlem” adını taşıyor (96 sayfa), ikinci cildi de “Rind- Doğum ve Ölüm Arasında” (160 sayfa) ve edebiyatist’ten çıkmış.
Kitabın birinci cildinin önsözünde şöyle ifade etmiş Oktay kendini ve kitabı arasındaki ilişkisini:
Öncelikle kitabın ilk adının neden “Rind” olduğu konusu üzerinde durmak isterim. Çünkü “rind” önemli bir kavram. Yıllar önce Melamiliği incelediğimde karşıma çıkmıştı. Bir tür bohem tutum denilebilir mi, diye kendime sormuştum. Ama ondan çok daha derin, ûlvi ve kapsayıcı bir kavram olduğunu süreç içinde öğrendim.
Daha derli toplu bilgi vermek adına, wikipedia’ya yeniden başvurdum. Şöyle toparlamış:
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’nde (Marifet yayınları, İst. 91, s. 399) “rind” kavramını Melamîlik ve Kalenderilik’le ilişkilendirmiş. Rindlerin de tıpkı Melamîler ve Kalenderiler gibi, gelenek ve göreneklere aldırmadan geniş bir özgürlük ve gönül rahatlığı içinde yaşadığını söylüyor. Fuzuli ise “Rind ile zahid” adlı eserinde (Hüseyin Ayan çevirisi, İst. 2012) Rind (oğul) ve Zahid (Baba) ilişkisi bağlamında karşıt değerlerin çatışmasından söz ediyor. Bu eserde, Tanrı’ya, ibadet ve zühd ile varmayı amaçlayan Zahid (baba) ile Tanrı’ya aşk ve samimiyetle varılacağını savunan Rind (oğul) arasında geçen konuşmalarla kendini tanıma ve olgunlaşma yolunda iki ayrı tavır sergilendiği ve her tavrın kendini ortaya koyuş biçimi ile muhalifine yönelik eleştirisinin ortaya konduğu belirtiliyor.
Rind İngilizce’de Shell, crust, skin, leather, hide, pelt, integument, bark gibi sözcüklerle karşılanıyor ve Türkçe’deki karşılığı da kabuk, deri ve dış yüzey anlamına geliyor. Dolayısıyla tersi de iç yüzey anlamına geliyor. Başka bir deyişle görünen ve görünenin ötesi ya da kısaca kabuk ve öz.
Her iki cildi de okudum. Hikâye gibi görünse de, aslında kitap bütünlüklü bir fantastik olandan gerçek olana gidip gelen bir roman bana göre veya hikâyeler silsilesi. Bir fantastik-düşsel-gerçek ötesi-üstü bir dünya var, bir de gerçek bir dünya. Her iki dünyayla da sürekli hemhâl olan ve birbirine koşut olarak gelişen iki olay dizisi var. Gerçek üstü kişiler ve gerçek kişilerle gelişen. Ama bu kişilerin hepsi birbiriyle bir biçimde ilişkili.
Tanrı Tolan’ın tekliğinde, Daya ve Eloin aracılığıyla karşımıza çıkan fantastik bir dünya ve zaman zaman oraya seyahat eden hikâyeler dizisinin baş kahramanı Erlinda ya da Anlatıcı veya yazarımız ile onun olay dizisinin sonunda sevgili olarak seçtiği Argates. Bu gerçeküstü dünyada olaylar sürerken, bir yandan da gerçek olaylar silsilesi şeklinde süren başka bir gerçek dünya var. Başka bir deyişle Serenat ve Semahat kardeşlerin aileleri ve çocukları (Semahat’ın, çocukları Alper ve Burak) (Serenat, çocukları Mert ve Oray) sonradan aileye Mert’in eşi olarak Juliana da (Hülya) katılıyor.
Kimi zaman kabuk mu-dış olay mı demeli bilemiyorum, Oray ve Mert kardeşlerin durumu çerçevesinde, özellikle Oray’ın, pedofili kuzen Alper tarafından bir cinsel obje, tatmin aracı olarak defalarca kullanılması hikâye edilirken, diğer tarafta öz-iç olay mı demeli buna da Erlinda’nın gerçek üstü yolculuğu, yani seyyah-ı âlemi anlatılıyor. Okuyucuyu görünenden-kabuktan öte gerçeğe-gerçek üstüne, gerçekten fantaziye-düşsel olana götürüp getiren ve kendine özgü bir anlatımı olan bir roman Jülide Oktay’ın “Rind” adlı iki ciltlik kitabı.
Rindlik bunun neresinde diyeceksiniz? Rindlik galiba bu iki dünyayı kavramakta. Başka bir deyişle kitabın vermek istediği kabuk ve öz, başka bir deyişle dış ve iç, okuyucunun, belki de rind anlayışına- rindliğine göre değişiyor.
Ancak, her ne kadar ikinci cildin sonunda Alper’in cesedi bir kadın tarafından bulunsa da ne Oray’ın ne de Erlinda’nın serüveni bitmiyor gibi. Artık yazarın kitabının üçüncü cildi beklenecek sanırım. Oray’a ne oluyor, Alper gerçekten ölüyor mu, eğer bulunan ceset Alper’inse, ailedeki ve dış dünyadaki etkileri, en önemlisi Oray’ın bu süreci nasıl atlattığı, Mert ve Juliana’nın yaşamı, kızları Erlinda’nın gidiş gelişleri, Erlinda-Argates’in ilişki süreci, Semahat ve Serenat kardeşlerin, Alper’in ölümünden sonraki yaşamı vb. sanki bir üçüncü cildi daha hak ediyor galiba… Bekliyoruz.
Okuyucusu bol olsun.
