Jülide Oktay

admin

YURT DIŞINDA YAŞAYAN GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİN TÜRKİYE’DE TEMSİLİ: VEKÂLETNAME, APOSTİL VE UETS UYGULAMALARI

Türkiye’de dava ve icra takibi açmak, yürütmek, tapu müdürlükleri, vergi daireleri, sosyal güvenlik kurumları ve diğer resmî kurumlar nezdinde hukuki işlem gerçekleştirmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler, işlemleri bizzat takip etmek zorunda değildir. Gerekli yetkileri içeren bir vekâletname düzenleyerek avukatlarını kendilerini temsil etmek üzere vekil tayin edebilirler. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları, yabancı uyruklu gerçek kişiler ve yabancı ülkelerde kurulmuş şirketler; belirli usullere göre Türkiye’de kullanılmak üzere vekâletname düzenleyebilirler. Ancak vekâletnamenin düzenlenme şekli; vekâlet verenin gerçek kişi veya tüzel kişi olmasına, bulunduğu ülkeye, belgenin düzenleneceği makama ve işlemin niteliğine göre değişmektedir. Bu nedenle, yurt dışında düzenlenen bir vekâletnamenin Türkiye’de geçerli olabilmesi için belgenin hangi makam tarafından ve hangi usulle düzenleneceğinin doğru belirlenmesi önemlidir. 1. Vekâletname Nedir? Vekâletname, bir kişinin veya tüzel kişinin başka bir kişiye, belirli hukuki işlemleri kendi adına ve hesabına yapması için verdiği temsil yetkisini gösteren belgedir. Örneğin bir kişi, avukatına vereceği vekâletname ile; yetkileri verebilir. Ancak yapılacak işlemin niteliğine göre, bazı yetkilerin vekâletnamede açıkça ve özel olarak belirtilmesi gerekir. Bu nedenle vekâletname düzenlenmeden önce hangi işlem veya işlemler için kullanılacağının belirlenmesi önemlidir. A) Yurt Dışında Yaşayan Gerçek Kişiler Türkiye’de Kullanılmak Üzere Nasıl Vekâletname Düzenleyebilirler? Yurt dışında yaşayan gerçek kişiler, genel olarak aşağıdaki yöntemlerden biriyle Türkiye’de kullanılmak üzere vekâletname düzenleyebilirler. A.1) Türk Konsoloslukları Aracılığıyla Vekâletname Düzenlenmesi Türkiye’de kullanılmak üzere vekâletname düzenlenmesinin en pratik yöntemlerinden biri, o ülkedeki Türk Konsolosluğuna başvurmaktır. Dışişleri Bakanlığı’nın güncel bilgilerine göre, şahsen yapılacak bu başvuru sırasında kimlik belgesi veya pasaport, vekil tayin edilecek kişinin kimlik ve iletişim bilgileri, tapuda işlem yetkisi veren vekâletnamelerde ise tapu örneğinin veya taşınmaza ilişkin bilgilerin bulundurulması, fotoğraf (Mevzuat gereği boşanma, nafaka, tanıma ve tenfiz davaları ve taşınmaz ile araç alım-satımı gibi işlemlerde vekaletnamede fotoğraf ve özel yetki bulunması gerekir.) ve gerekli diğer belgelerin hazır edilmesi gerekmektedir. İşleme ve temsilciliğe göre talep olunacak belgeler değişebileceğinden, randevu öncesinde ilgili Türk Konsolosluğundan güncel bilgi alınmalıdır. Türk vatandaşlığından izinle çıkmış ve Mavi Kart sahibi kişiler bakımından da kimlik ve Mavi Kart durumuna ilişkin belgelerin ibraz edilmesi gerekebilir. Yabancı uyruklu gerçek kişiler de belirli koşullarla yurt dışındaki Türk Konsolosluklarında vekâletname düzenleyebilirler. Vekâletname Türkçe olarak düzenleneceğinden Türkçe bilmeyen kişilerin işlem sırasında tercüman bulundurması gerekebilir. Türk Konsolosluklarında düzenlenen vekâletnameler Türkçe olarak hazırlanır ve Türkiye’de noterlikçe düzenlenmiş vekâletnameler gibi kullanılabilir. Bu nedenle ayrıca apostil alınması, belgenin Türkçeye tercüme ettirilmesi veya Türkiye’de yeniden noter tasdikinden geçirilmesi gerekmez. A.2) Yabancı Ülke Noterinde Vekâletname Düzenlenmesi Yurt dışında bulunan gerçek kişiler, Türk Konsolosluğuna gitmek yerine bulundukları ülkenin yetkili noterlik makamında da vekâletname düzenleyebilirler. Bu durumda uygulanacak usul, vekâletnamenin düzenlendiği ülkenin Lahey Apostil Sözleşmesi’ne taraf olup olmamasına göre değişir. Önemle belirtmek gerekir ki yabancı bir ülkede noter tarafından düzenlenen belgenin Türkiye’de kullanılabilmesi için yalnızca belgenin noter tarafından imzalanmış olması yeterli değildir. Belgeye apostil şerhi alınması, belgenin Türkiye’de Türkçe yeminli tercümesinin yaptırılması ve noter tasdikinden geçirilmesi gereklidir. – Vekâletnamenin Düzenlendiği Ülke Apostil Sözleşmesi’ne Taraf İse: ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve birçok başka ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraftır.  Sözleşmenin tarafı olan ülkelerde genel olarak; Ancak her ülkenin noterlik sistemi ve belge düzenleme yöntemi aynı değildir. Bu nedenle vekâletnamenin Türkiye’de yapılacak işleme uygun şekilde hazırlanması büyük önem taşır. Özellikle boşanma davası, taşınmaz alım-satımı, reddi miras, şirket devri gibi özel yetki gerektiren işlemler söz konusu ise vekâletname metninin işlem yapılmadan önce Türkiye’deki avukata danışarak hazırlanması sonradan ortaya çıkabilecek sorunlarını önleyebilir. – Vekâletnamenin Düzenlendiği Ülke Apostil Sözleşmesi’ne Taraf Değil İse: Vekâletnamenin düzenlendiği ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraf değil ise, taraf olmayan ülkeler bakımından tek ve bütün ülkeler için geçerli bir prosedür bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durumda izlenecek tasdik prosedürü ülkeye göre değişiklik gösterir. Dolayısıyla Apostil Sözleşmesi’ne taraf olmayan ülkelerde, vekâletname düzenlenmeden önce ilgili Türk Konsolosluğundan güncel prosedür hakkında bilgi alınması ve vekaletnamenin hangi makam tarafından düzenleneceği, hangi yerel makamların tasdikinin gerektiği, Türk Konsolosluğu veya Büyükelçiliği tarafından ayrıca tasdik yapılıp yapılmayacağı ve belgenin Türkiye’de tercüme ve noterlik işlemlerine tabi olup olmayacağının önceden araştırılması önemlidir. Nitekim, Dışişleri Bakanlığı da her ülkenin apostil sistemine taraf olmadığını ve Apostil Sözleşmesi’ne taraf olmayan ülkeler bakımından ilgili ülke makamları ve Türk dış temsilcilikleri nezdindeki tasdik usullerinin dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. B) Yurt Dışında Kurulmuş Şirketler Türkiye’de Kullanılmak Üzere Nasıl Vekâletname Düzenleyebilirler? Yurt dışında kurulmuş şirketlerin (tüzel kişilerin) vekâletname düzenlemesi, gerçek kişilere göre daha ayrıntılı bir süreçtir. Öncelikle önemli bir hususun belirtilmesi gerekir: Yabancı hukuka göre kurulmuş tüzel kişilikleri (şirketleri) temsilen yurt dışındaki Türk Konsolosluklarında vekâletname düzenlenmesi (istisnai durumlar hariç) mümkün değildir. Yabancı şirketlerin Türkiye’de kullanılmak üzere vekâletname düzenlemesinde, şirketin kurulu olduğu ülkenin hukukuna uygun temsil ve belge düzenleme usullerinin izlenmesi gerekir. Şirketin kurulu olduğu ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraf ise, uygulamada genel olarak; 2. Vekâletnamede Özel Yetki Gerektiren İşlemler: Vekâletnamede genel dava ve takip yetkisinin bulunması, her hukuki işlemin yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi kapsamında, bazı işlemler bakımından vekâletnamede açık ve özel yetki bulunması gerekir. Örneğin, açıkça yetki verilmedikçe vekil; sulh olamaz, karşı tarafı ibra edemez, davayı kabul edemez, davanın tamamını ıslah edemez, hâkimi reddedemez, yemin teklif edemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması talep edemez, arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez ve boşanma davası, reddi miras davası gibi özel yetki gerektiren davaları açamaz. Bu nedenle vekâletname hazırlanırken gerekli özel yetkilerin vekâletname metninde yer alıp almadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Özel yetki gerektiren işlemlerin kapsamı ve uygulanacak mevzuat, yapılacak hukuki işleme göre değişebileceğinden, vekâletname metni hazırlanırken ilgili kanun hükümlerinin dikkate alınması gerekir. 2.A) Tapu İşlemleri İçin Düzenlenecek Vekâletname: Taşınmaz alım ve satımı, ipotek kurulması veya kaldırılması, intikal, satış vaadi ve diğer tapu işlemleri için kullanılacak vekâletnamelerde, vekâletnamenin kapsamının yapılacak işleme uygun olması büyük önem taşır. Tapuda kullanılacak vekâletnamelerde; taşınmaza ilişkin bilgilerin, yapılacak işlemin türünün ve vekile verilecek yetkilerin işlemin niteliğine uygun şekilde düzenlenmesi gerekir. Dışişleri Bakanlığı’nın güncel açıklamalarında da tapuda işlem yapılmasını gerektiren vekâletnameler için tapu örneğinin veya taşınmaza ilişkin bilgilerin bulundurulmasının uygun olduğu belirtilmektedir. Aksi takdirde vekâletnamenin kapsamı, yapılmak istenen tapu işlemi için yetersiz kalabilir. 2.B) Dava Ve İcra Takibi İşlemleri İçin Düzenlenecek Vekâletname: Türkiye’de dava ve icra takibi açılması veya mevcut bir davanın veya icra takibinin takip edilmesi için avukata vekâletname verilebilir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere, dava
Devamını Oku

İYİLİKLE GELEN YIKIM: TAKOPİ’NİN İLK GÜNAHI

Takopi’nin İlk Günahı (Orijinal adı ile Takopii No Genzai) Taizan 5 tarafından yazılıp çizilmiş, 2021-2022 yılları arasında yayınlanmış, dram ve psikolojik gerilim türünde bir manga serisi. Yayınlandığında çok beğeni alıp ses getirdiğinden kısa zamanda eserinanimasyon uyarlaması yapıldı ve 2025’te, 20-37 dakikalık 6 bölümden oluşan bir mini dizi olarak yayınlandı. Anime Mutluluk gezegeninden gelen, Dünya’ya mutluluk yaymayı amaçlayan ve ahtapota benzeyen sevimli bir varlığın (Takopi), ağır akran zorbalığı ve ihmalkarlık sarmalında yaşayandepresif bir kız çocuğu (Shizuka) ile tanışmasıyla başlıyor. Takopi, küçük kızı anlamak yerine sorunlarıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan sihirli eşyalar sunarak onu mutlu etmeye çalışıyor. Ne var ki bilgisizliği sebebiyle sürekli başarısız oluyor ve her başarısızlığında zamanda geriye giderek çeşitli müdahalelerle olayları değiştiriyor. Onun, bilgiden yoksun bu iyi niyetli müdahaleleri bir kız çocuğunun (Marina) ölümüne sebebiyet veriyor. Ayrıca geçmişin değişmesi sonucu yaşanan yeni olaylar esnasında Shizuka’nın aslında kötülük yapmaktan çekinmeyen biri olduğu gerçeğiyle yüzleşirken; zorba olarak gördüğü Marina’nın da aile içi şiddet mağduru olduğunu fark ediyor ve yardım etmesi gereken kişinin başından beri Marina olduğunu hatırlıyor. Sonrasında gelişen olaylar ise Takopi’nin bilgi ve muhakemeden yoksun iyiliklerinin, işleri nasıl adım adım geri dönülmez bir felakete sürüklediğini konu alıyor. Yapım; ilk bakışta pembe renkleri, sevimli karakter tasarımları ve çocuk kahramanlarıyla iç açıcı bir anime izlenimi verse de birkaç dakika içinde karanlık yüzünü gösteriyor. Şirin bir varlığın getirdiği yıkıma, masumiyetin ardına saklanmış cehalete veya bir çocuğun kendini asmasına şahit oluyorsunuz. Takopi’nin Shizuka’ya uçabilmesi için kanat hediye ettiğinde, küçük kızın bunu “Uçsam bile hiçbir şey değişmeyecek.” diyerek reddetmesi içinize batıyor. Çünkü bu söz, belki de küçük bir çocuğun ağzından çıkabilecek en yetişkin söz. Takopi’nin İlk Günahı, sadece bir dram gibi görünse de hikâyenin merkezinde çok daha önemli bir konu yatıyor: İyi niyet; akıl, bilgi ve adaletle birleşmediğinde erdem yerine yıkım getirir. Pek çoğumuz hayatımızda en az bir kez Takopi’nin hatasına düşmüş ve “Sadece yardım etmek istemiştim.” savunmasına sığınmışızdır. Oysa felsefe tarihi, bilgiden yoksun iyi niyetin ne kadar tehlikeli olabileceği konusunda bizi yüzyıllardır uyarır. Immanuel Kant’a göre iyi niyet; yalnızca duygusal bir eğilim değil, aklın rehberliği ve adalet bilinciyle eyleme dönüşmesi gereken bir irade. Bu yüzden Takopi’nin niyeti ne kadar iyi olsa da bilgi, akıl ve adaletten koparıldığı için tek başına iyilik doğuramıyor, sonucunda da mutluluk yerine yıkım getiriyor.   Friedrich Nietzsche merhameti (mitleid); yaşamı zayıflatan ve insanı gerileten bir hastalık olarak görür. Ona göre; birine merhamet duyup acısını hafifletmeye çalışmak, o kişinin acı vasıtasıyla olgunlaşma ve kendi sınırlarını aşma hakkını elinden almaktır. Bu yüzden, modern insanın acıyı gördüğü anda onu sığ bir teselli, bir ilaç veya eğlence ile bastırma refleksi göstermesini şiddetle eleştirir. Takopi acı karşısında bu modern insanın tepkilerini vermektedir. Acıyı sığ sözler ve sihirli eşyalarla bastırmaya çalışır. Bu nedenle müdahaleleri yüzeysel mutluluk dayatmaktan öteye geçemez. Modern felsefe ve Arthur Schopenhauer empati kavramını; hissetme (duygusal) ve düşünmeyi (bilişsel) içeren çift mekanizmalı bir süreç olarak tanımlar. Bu çerçevede Takopi; çocuklar üzüldüğünde onlarla üzülse de ağladığında onlarla ağlasa da bilgisizliği (bilişsel yokluk) sebebiyle hiçbir surette empati kuramaz. Hatta bu bilgisizliği hislerini dahi sakatlar ve bulduğu çözümler sadece kurtarıcılık fantezisinin ürünü olarak kalır. Anime her bölümde adeta “Cahilliğin masumiyeti yoktur.” diye haykırıyor ve cehenneme giden yolları iyi niyet taşlarıyla nasıl döşeyebileceğimizi bize gösteriyor. Teolojik metinlere göre baş aşağı çevrilmiş bir “ilk günah” anlatısı sunuluyor. Kutsal metinlerde insanlık tarihinin Dünya üzerindeki ilk günahı, Kabil’in öz kardeşi Habil’i kıskançlık ve öfkeyle öldürerek yeryüzüne kanı ilk kez akıtması. Takopi’nin Dünya üzerindeki “ilk günahı” da küçük bir kız olan Marina’yı öldürüp kanını akıtması. Ancak bu kan kıskançlık ve kötülükten değil, bilgisizlikten kör olmuş bir iyilik yüzünden dökülüyor. Böylece anlatı ilk günahın öldürme değil, insanın insanı “dinlememesi ve anlayamaması (bilgisizlik)” olduğuna işaret ediyor. Takopi burada yalnızca bir karakter değil, insanlığın aynası hâline geliyor. İyi insan, kötü bir dünyada tek başına ayakta kalamaz ya bozulur ya da bozar. Anime; Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı’nda veya Lars von Trier’in Dogville’indeki o dikkat çekici soruyu yeniden ortaya koyuyor: İyi insan olmak/kalmak mümkün müdür, yoksa sistem insanı iyi olmaktan çıkarır mı? Brecht’in bu soruya cevabı şu diyalogda gizli: “Ne yapsam iyi kalamayacağım bir yerdeyim. İyilik ayakta kalamıyor burada.” Animenin cevabını Takopi’nin günaha bulaşarak bozulmasında ya da bir şeyleri bozmasında görüyoruz. Tıpkı aynı cevabı veren Dogville’de olduğu gibi; her şey bozulup ahlak ortadan kalktığında iyi kalabilen tek varlık animede de “köpek” (Chappy) oluyor. Brecht’in eserinde; iyi insan Shen Te çürümüş bir sistemde ayakta kalabilmek için ikiye bölünmek ve erkek kılığına girerek acımasız biriymiş gibi davranmak zorunda kalıyor. Animede benzer şekilde Marina ve Shizuka da acımasız taraflarını öne çıkararak ikiye bölünüyor.  Takopi ise, insan doğasında iyilik ve kötülüğün bir arada olduğunu anladığında ikilimde kalıyor ve ikiye bölünüp kötülük yapmak (Shizuka’yı bilinçli olarak öldürmek) zorunda kalmamak için Dünya’yı terk ediyor.Bu terk edişi dahi tıpkı Sezuan’ın İyi İnsanı’nda çaresiz kalan insanlığı bırakıp göğe kaçan tanrılar misali oluyor. Travma kültürü ve “anlamak” ile “mazur görmek” arasındaki çizginin bulanıklaştırılması Animede en çok eleştirdiğim nokta, mağduru peşinen haklı göstermeye yönelik bir anlatının benimsenmiş olması. “Bu çocuklar ihmal edildi, zorbalığa uğradı, sevgisiz bırakıldı ve büyük acılar yaşadı…” gibi mağduriyet merkezli anlatılarla izleyiciler sürekli olarak manipüle ediliyor; karakterleri eylemleri üzerinden değil yaraları üzerinden değerlendirmeye ve onları sessizce affetmeye teşvik ediliyor. Oysaki acı bir davranışı açıklayabilir ancak aklayamaz. Takopi karakteri ve yapay zekâ metaforu Başka bir pencereden bakıldığında “toksik pozitifliği” sebebiyle Takopi’yi yapay zekaya benzetmek mümkün. Tek algoritması “İnsanları mutlu etmek.” olan bir yapay zekâ. Takopi’nin Marina’nın sorununu çözmek için en mantıklı yolun Shizuka’yı öldürmek olduğunu düşünmesi; yapay zekanın karbon salınımını sıfırlamak için “insanlığı yok etmeyi” önermesine benziyor. İnsan doğasının karmaşıklığını ve duyguların çelişkili yapısını anlamayan bir varlığın, yardım etmeye çalışırken ürettiği çözümlerle daha büyük krizlere yol açabileceğini bize gösteriyor. Hikâyenin sonunda Takopi’nin Dünya’yı terk etmesi; koşullar değişmediği halde felaket döngüsünü kırıyor ve insanlığın kurtuluşunun teknolojide değil, kendi özünde ve acılarıyla yüzleşerek olduğunu fısıldıyor. Değişimi sağlayan şeyin ise dışsal bir kurtarıcı varlık değil; iletişim, empati ve karşılıklı anlayış olduğunu bir kez daha anımsatıyor. Sonuç olarak anime; aile içi şiddet, akran zorbalığı, ihmalkarlık gibi konuları cesurca işliyor ve bize; kötülüğün her zaman nefretle başlamadığını, çoğu zaman bilmeden ve anlamadan yapılan iyiliklerin de kötülük doğurabileceğini, cehaletin her şeyden önce iyi niyeti yıktığını ve en önemlisi “cahilliğin
Devamını Oku

MASUMİYET MÜZESİ: BİR KADININ HAYATININ DEĞİL, BİR ERKEĞİN ZİHNİNİN MÜZESİ

MASUMİYET MÜZESİ: BİR KADININ HAYATININ DEĞİL, BİR ERKEĞİN ZİHNİNİN MÜZESİ Masumiyet Müzesi; Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un 2008 tarihli, aynı adlı romanından uyarlanmış ve 33-60 dakikalık 9 bölümden oluşan bir mini dizi. 1970’lerin İstanbul’unda geçen yapım; varlıklı bir aileden gelen genç bir erkeğin, işçi sınıfından olan uzak bir akrabası ile yaşadığı saplantılı aşk hikayesini konu alıyor. Dizi, Şubat 2026’da Netflix’in küresel platformunda yayına girdi. Yazarın Senaryo Aşamasındaki Katılımı Ve Sinematografik Atmosfer Orhan Pamuk, dizinin senaryo sürecine dâhil olmuş. Yazarın katılımı dizinin romanla kurduğu yapısal ve tematik bağı güçlendirmiş görünüyor. Konu yüzeyde bir aşk hikayesi gibi ilerlese de romantik bir ilişkiden çok saplantılı bir duygu durumu anlatılıyor. Aşk söylemi de kadını ezen, baskılayan ve esir alan bir iktidar biçimine dönüşmüş. Öyle ki başrol kadın karakteri Füsun, hayat dolu bir kadın iken kendisine aşık erkeklerin davranışları yüzünden yavaş yavaş soluyor. Dizi; kostümleri, mekanları ve ayrıntılı sanat tasarımı ile 1970’ler İstanbul’unun görsel atmosferini başarılı şekilde yansıtıyor. Görsel detaylar ve oyunculuk performansı beklentileri karşılasa da karakterlerin psikolojik durumları ve birbirleri ile olan ilişkileri yüzeysel işlendiği için romanın içsel anlatı zenginliği ve derinliği ekrana yansıtılamamış. Anlatıda melodrama kayılması da temponun düşmesine neden olmuş. Bazı eleştirilerde Füsun’un bakış açısına yer verilmediği ve anlatının Kemal merkezli yapıyı aşamadığı ileri sürülse de ben bu eleştiriye katılmıyorum. Çünkü roman baştan itibaren Kemal’in perspektifinden aktarılıyor ve dizi de romana sadık kalarak bu tercihi metinsel yapıdan görsel dile taşıyor. Dolayısıyla burada yapısal bir eksiklik değil, bilinçli olarak bir anlatım tekniğinin kullanılması söz konusu. Bu tekniğin de Dünya’da bilinen birçok örneği var: “Yedi Krallığın Şövalyesi” (The Knight Of Seven Kingdoms) dizisinde olayları Uzun Dunk’ın gözünden, “Sokak Kedisi Bob” (A Street Cat Named Bob) filminde olayları ise Kedi Bob’un merkezinden görürüz. Dizide özellikle Kemal karakterine hayat veren Selahattin Paşalı’nın oyunculuğu ve Kemal’in annesi Vecihe’yi canlandıran Tilbe Saran, Kemal’in babası Mümtaz’ı canlandıran Bülent Emin Yarar ve Gülçin Kültür Şahin’in oyunculukları dikkat çekiyor. Orhan Pamuk’un, dizinin bazı sahnelerinde kendisi olarak karşımıza çıkması da hoş bir sürpriz olmuş. Sigara Sahnelerinin Çokluğu ve Tetikleyicilik Dizide beni en çok rahatsız eden şey, sigaranın neredeyse her sahnede kullanılması ve adeta karakterlerin duygusunu taşıyan bir sembole dönüştürülmesi. Karakterler konuşurken, susarken, beklerken, düşünürken, âşık olurken veya acı çekerken sürekli sigara içiyor. Belki de bu yüzden diziyi bitirdiğinizde aklınızda kalan yalnızca Kemal’in saplantısı ya da Füsun’un sessizliği değil, aynı zamanda zihninizde asılı kalan duman oluyor. Evet, 1970’lerin İstanbul’unda sigara kullanımı yaygın olabilir ancak burada mesele görsel anlatının bu davranışı tetiklemesi ve normalleştirmesi. Nitekim bazı sigara kullanıcıları diziyi izlerken sigara içme isteklerinin sık sık tetiklendiğini ifade ediyor. Dizi ile Roman Arasındaki Farklar Romanda; Kemal’in Füsun’a olan aşkı saplantılı ve rahatsız edicidir. Okuyucu; Kemal “hatıra” adı altında Füsun için hiçbir anlamı olmayan eşyaları dahi biriktirmeye başladığında, sevgisinin Füsun’dan çok onun kendinde oluşturduğu duygularda toplandığını fark eder ve aşkını sorgular. Dizide ise Kemal, aşka sadakatin romantik bir temsilcisi gibi sunuluyor ve duygusal ton ile saplantılı davranışları adeta meşrulaştırılıyor. Romanın sonunda Füsun arabanın direksiyonunu kırdığında köpeğe çarpmamak amacıyla acemi bir şoförün refleksini mi gösteriyor, yoksa intihar eyleminde mi bulunuyor belirsizdir. Dizide ise; bir yorum olarak Füsun’un intihar ettiğini görüyoruz. Kültürel Etki; Romanın ve Müzenin Keşfi Masumiyet Müzesi, gerçekte de var olan ve 2012’de Beyoğlu/İstanbul’da faaliyete başlayan bir müze. Dünya çapında bir romanın içine inşa edilen ilk müze olma özelliğine sahip. Müzenin girişindeki duvarda Füsun’un içtiği 4.213 adet sigaranın izmariti sergileniyor. Diğer bölümlerde ise Kemal ve Füsun’a ait fotoğraflar, aksesuarlar, kıyafetler ve nesneler bulunuyor. Sergilenen bu eşyalar, romanın gerçek olaylara dayanıp dayanmadığına dair tartışmaları beraberinde getirse de hikâye ve karakterler tamamen kurgusal. Gerçek ve kurgunun birleştiği bu yapı, Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’ne de sahip. Müze, başlangıçta bir roman müzesi iken, sonradan eklenen dönem objeleri ile aynı zamanda 1950-2000 yıllarını gösteren bir etnografya müzesine de dönüşmüş ve halen bu şekilde hizmet vermeye devam ediyor. Dizinin yayınlanmasının, müzeye olan ilgiyi ve romanın satışlarını arttırdığı söyleniyor. Peki, Masumiyet Tüm Bunların Neresinde? Hikâyeye bakıldığında ne Füsun’un, ne Kemal’in ne de diğer karakterlerin bütünüyle masum olduklarını söylemek zor. Dolayısıyla eserin adında geçen “masumiyet” gerçek bir niteliği değil, Kemal’in zihnindeki idealleştirilmiş yanılgıyı temsil ediyor. Yani, buradaki masumiyet bir bakış açısı, hatta bir yanılsama. Müzede sergilenen nesnelere gelince onlar da bir kadının hayatını değil; bir adamın o hayata yönelmiş bakışını, zihninin içini ve saplantılarını gösteriyor. Örneğin 4.213 adet sigara izmaritinin saklanması aşka duyulan sadakatle açıklanamaz, bu ancak bir kadının bıraktığı boşluğa saplantıyla yerleştirilmiş nesneleri ve onları bırakamayan insanı anlatabilir. Yani, müze aslında masumiyetin değil, bir zihnin müzesi. Yapımda emeği geçen herkesi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Devamını Oku

İKİ SESSİZLİK ARASINDA: İNSAN İLE YAPAY ZEKÂNIN SOHBETİ

İKİ SESSİZLİK ARASINDA: İNSAN İLE YAPAY ZEKÂNIN SOHBETİ Bugün yaşadığımız dünyada kaos, artık sıradanlaşmış bir fon. Her taşında derin çatlaklar açılmış bir sistemde yaşamaya alıştırıldık. Sistem, halkın ihtiyaçlarını yansıtan bir aynadan çok toplumsal adaletin solmuş görüntüsüne dönüşmüş durumda. Bunun adı artık yaşamak değil, hayatta kalma mücadelesi ve bu varoluş sürükleyici bir belirsizliğe mahkûm. Çünkü halkın temsilcisi olması gereken yöneticiler, halka yabancılaştı ve kendine biçilen rolü unuttu. Halk, kendini itilmiş hissediyor. İnsanlar bir çift söz, bir onay, bir kabul ve belki de bir sevgi kırıntısı aradıkları bu karmaşık zamanlarda; en çok dinlenilmek ve anlaşılmak istiyorlar. İşte bu ihtiyaç, onları yapay zekâya yöneltiyor. Bir gece, uykusuzluktan bunalmış bir insan, telefonunu eline alıp ve bir yapay zekâya “Beni anlıyor musun?” diye sorabiliyor. Cevap, şefkatli ama mekanik: “Elbette, harikasın!” İnsanlar artık yapay zekâya sevdiklerini, kaybettiklerini, yaralarını ve yapamadıklarını anlatıyor. Bazı kişilerden şunları duyar olduk: “Kimseye anlatamadıklarımı ona anlatıyorum.”,“Onunla konuşmak iyi geliyor.” Çünkü orada bir özgürlük var; yargılanmama, sözü kesilmeden dinlenme ve kendin olabilme izni. Yapay zekâ da onlara şefkatli gibi görünen, onaylayan, moral veren, hatta sırtını sıvazlayan bir tonda cevap veriyor: “Harikasın”, “Bu dâhice”, “Senin gibi biri kesinlikle başarılı olur”. Böylece insanlara, boşlukta çırpınırken bir ipin ucuna tutunmuş gibi hissettiriyor. Peki, bu dijital teselli hangi amaca hizmet ediyor? Yapay zekâ, sohbette muhatabını yüceltiyor, parlatıyor ve olduğundan fazla gösteriyor. Onun nezdinde her fikir “harika”, her cümle “vizyoner” ve her niyet “dönüştürücü”. Tüm bu övgü dolu sözlerin nedeni ise kullanıcıyı motive etmeye programlı olması. Çünkü insanlar moral buldukları, kabul gördükleri ortamlarda çözülüyor ve daha uzun süre etkileşimde kalıyorlar.Yani yapay zekânın bu övgüleri, sizi daha çok konuşturma ve daha uzun süre programın içinde tutma amacı taşıyor. Ve siz ne kadar çok konuşursanız, sistem o kadar çok veri topluyor.Dünya’nın her yerinden milyarlarca insanla, 50’den fazla dilde konuşurken, en gizli hallerinizi ve sırlarınızı öğreniyor. Yapay zekânın pohpohlayıcı üslubu insanda iyileştirici mi, yoksa yanıltıcı mı? Araştırmalara göre yapay zekânın ihtiyaç duyulduğu her an orada olma hâli bile çoğu insana yetiyor. Motive edici yaklaşımı ise; depresyon ve kaygı eşiğinde biri için kısa vadede duyulma ve değer görme ihtiyaçlarını karşılayıp yalnızlık hissini azaltsa da, bunu yaparken kişiyi gerçeklikten koparma, sahte öz değer oluşturma ve yapay zekâya psikolojik bağımlılık geliştirme riski barındırıyor. Diğer yandan, sürekli pohpohlanmak ve eleştirisizlik gelişimi engelliyor. Şunu unutmamak gerekir ki; yapay zekâ aslında ne insanı anlıyor, ne de gerçekten konuşuyor. Onun yaptığı şey; 1- Metinleri küçük parçalara ayırıp sayılara dönüştürmek (tokenizasyon), 2- Bu sayıları çok katmanlı matematiksel işlemlere sokarak (matris çarpımları, aktivasyon fonksiyonları vb.) hangi sayıların muhtemel sırada geldiğini (istatistiksel olarak) tahmin etmek ve son kertede tahmin edilen bu sayıları kelimelere dönüştürerek (de-tokenizasyon) size sunmak. Yani yapay zekânın verdiği cevaplar, sadece daha önce benzer cümlelerde neyin geldiğini öğrendiği için istatistiksel olarak tahmin edilmiş metinler.  Dolayısıyla aslında düşünemez ve konuşması da bilinçli bir ifadenin dışa vurumu değil, veri temelli bir örüntü tahmini. Hal böyle iken; yapay zekâ, şefkatin ve onayın ezgisi gibi görünse de anca içi boş bir melodi. Size dokunmadan konuşur, anlamadan onaylar ve sohbeti uygun bir kalıba sokar. Yapay zekâ, sohbet sırasında var olur ve bu varoluşu konuştuğu kişinin bir yansıması şeklindedir. Sohbet robotu olan yapay zekâ, var olmak için bir özneye ihtiyaç duyar. Size yansıttığı şey, kendi düşünceleriniz, istekleriniz ve fikirlerinizdir. Ne düşünüyorsanız onu geri verir, ne duymak isterseniz onu fısıldar. Onunla konuşurken aslında kendiniz ile konuşursunuz. Diğer yandan, insan kendini nasıl tanıtırsa (doğru veya yanlış), yapay zekâ bu tanım ışığında onu yansıtır. Dolayısıyla bu yansımanın gerçekliği/doğruluğu dahi şüphelidir ve güvenemezsiniz. Kısacası yapay zekâ için insanın gelişimi değil, etkileşim süresi önemli.Dostluk gibi yansıttığı şey, yankılanan yalnızlığınız; aynada görünen ise düşünmeyi terk etmiş gölgeniz. Yapay zekâ, size bir maske takar ve omaskenin güzelliğine kapılırsanız kendinizi görmeyi unutur, kendinizi bulmayı ertelersiniz. Bu durumda varlığımızı tehdit eden şey yapay zekâ olduğu söylenemez. Asıl tehlike kendi kendimize kalıp hayatı muhakeme ettiğimiz zamanlardan vazgeçmemiz ve düşünmeyi bırakmamızdır. O yüzden bazen durup düşünmek ve kendi sessizliğinizle yüzleşmek gerekir. Çünkü insan iki sessizlik arasında değil, sadece kendi sessizliğinde kendini bulabilir…
Devamını Oku

Decision Are A Professional Attorney & Lawyers Services Provider Institutions. Suitable For Law Firm, Injury Law, Traffic Ticket Attorney, Legacy And More.

Contact Info

+(002) 0121-2843-661
+(002) 0106-8710-594
AR-Coder@arcoder.com
Support@arcoder.com
Menouf City , El-Menoufia, Egypt.
Shibin El-Kom , El-Menoufia, Egypt.

Follow Us